Header Ads

Henry David Thoreau, Paul Lafargue - Haksız Yönetime Karşı - Tembellik Hakkı

Henry David Thoreau (1817-1862), Massachusetts Devleti’ne bağlı Concord adlı küçük bir kasabada doğup büyüyor, dört yıllık Harvard Üniversitesi’ndeki öğrenimle birkaç kısa gezi dışında, bütün ömrü orada geçiyor. Harvard’ı bitirir bitirmez bir ortaokula öğretmen oluyor ama, öğrencilere dayak atmadığı için okul yöneticileriyle kavga edip ayrılıyor. Bir iki hafta süren öğretmenlik bu mesleğe bağlanmasına yetiyor ve kardeşiyle birlikte özel bir okul açıyor. Zamanı için ileri bir adım olan dayaksız eğitim sistemini uygulayan okulu büyük ilgiyle karşılanıyor. Ne yazık ki, iki buçuk yıl sonra, kardeşinin ölümü üzerine Thoreau okulu kapatmak zorunda kalıyor. Thoreau o sıralarda ünlü filozof Emerson’la tanışıyor ve bir süre onun evinde kalıp yazmanlıktan bahçıvanlığa kadar her türlü işte çalışıyor. Bir ara, köleliği sürdürüyor ve Meksika’ya karşı açtığı haksız savaşı durdurmuyor diye Amerikan yönetimine kızıp onunla hiçbir ilişkisi olmadığını belirtmek için vergi vermekten kaçınıyor ve bu yüzden hapse atılıyor. “Haksız Yönetime Karşı” adlı yapıtı, bir gecelik hapisliğin verdiği öfkeyle yazıyor. Thoreau bu kitapçıkta yurttaşlarına şu öğüdü veriyor: İnsan, toplumsal bir kurumun haksızlık ettiğini görür ve buna içten inanırsa, karşı koymalıdır ona. Thoreau’nun salık verdiği karşı koyma savaşsız, “bıçaksız kamasız” bir direnmedir. Gandhi, sonradan satyagraha adını vereceği savaşsız direnme öğretisini bu yapıtçıktan esinlenerek geliştirmiştir. Daha Cambridge’de öğrenciyken büyüsüne kapıldığı bu yapıtı ana diline çevirip yurttaşlarına dağıtan Gandhi, Thoreau’nun öğretisini Güney Afrika’da, sonra da 1914’te Hindistan’da uygulamış, büyük bir başarı elde etmişti. Aslında, Thoreau bu sessiz direnme yolunu Hint kaynaklarından, özellikle Bhagavad-Gita’dan esinlenerek ortaya sürmüştü. Kökünü Hindistan’dan alan bir düşünce, böylece bir Batı dilinde biçimlenerek, dönüp dolaşıp yine Hindistan’ı bulmuş oluyordu. Yalnızca şu ayrımla ki, yurttaşlarını haksız bir yönetime karşı tek tek kafa tutmaya çağıran Thoreau’ya karşılık, Gandhi bu bireysel çağrıyı koca bir ulusa mal edip onu İngiliz İmparatorluğu’na karşı politik bir eylem aracı olarak kullanabilmişti.

Thoreau’nun yaşamında en önemli olaylardan biri de, topluma küsüp bir süre tek başına ormanda yaşamasıdır. Walden Gölü kıyısında kendi eliyle yaptığı bir kulübede, “Devlet’ten uzak” olmanın hazzı ve çılgınca sevdiği doğayla baş başa kalmanın sevinci içinde iki yıl yaşayan Thoreau Concord’a Walden ya da Ormanda Yaşam adlı ünlü yapıtıyla dönüyor. Bu yapıtta doğa üzerine yer yer ozanca, yer yer de filozofça eğilen Thoreau, yurttaşlarına, bir insanın Devletle bu yoldan da ilişkisini kesip kendi başına “bir lokma, bir hırka” yaşayabileceğini göstermek istemişti.

Thoreau, Amerika’da kölelik sorununu kendine dert etmişlerin başında gelir. Bu yoldaki asıl savaşı Kansaslı John Brown adında bir dava adamını tanımasıyla başlar. John Brown kölelikle savaşı bağnazlığa vardıran bir adam. Köle kullanan beş komşusunu soğukkanlılıkla öldüren bu yarı deli ama içten adamın etkisinde kalan Thoreau, köleliği kaldırmaya çalışan Kuzey’le, rahatını hatta lüksünü köle kullanmakla sağlayan Güney arasında patlak verip Amerika’yı kana bulayan kardeş kavgasının birinci yılında veremden ölünceye kadar bu adamı destekliyor. Harper’s Ferry diye anılan bir baskınla ordunun silahlarını ele geçirip üs kuran ve kölecilere dehşet salan John Brown yakalanıp sorguya çekildiği zaman, Thoreau büyük bir ataklıkla onu destekliyor. “John Brown’ın Son Günü” adlı savunusu Thoreau’nun en çok anılan yazıları arasında yer alır.

1 yorum:

Blogger tarafından desteklenmektedir.